|
"Oğlum, ben senin mühendis, doktor olmanı düşünüyordum. Sen kalktın şair oldun, yazar oldun. Ne istersen ol karışmam; ama neyi iyi yapacağına aklın yatıyorsa onu yap. İstersen zurnacı ol; ama zurnayı en iyi biçimde sen çal!..."
Ali ŞAHİN
Ali ŞAHİN
_______________________________________________
ELİM ELİNE DEĞSİN
ISITAYIM ÜŞÜDÜYSE
BOŞA GİTMESİN SON SICAKLIĞIM
Gerçektende ateşi 39.5; nabzı 97 idi. Ne yapmalıydık? Doktor istemezdi... İğne vurunmaz, ilaç yutmazdı... Çözüm yine kendisinden geliyordu: Bir şeyler yapalım! Örneğin kanyak!... Bir yudum belki ateşi düşürür! İkincisi!... Cide! Cide'den konu açın, konuşun! Aklımı Cide'ye götürün!... O zaman dinlenirim ve ateşimde düşer...
Rıfat ILGAZ, şair, gülmece ve öykü yazarı, romancı.
7 Mayıs 1911'de Cide'de ahşap bir evde doğdu. Annesinden duyduğuna göre 'Derin Kar'da dünyaya gelmişti. Derin kar, Karadeniz kıyılarına 1910'da yağmış. Kimi yerlerde evlerin saçaklarına kadar yükselmişti. Annesi şubat ayında salı günü doğduğunu söylemişti. Karadeniz şivesine göre salıya 'saali' dendiği için annesi adının Salih olmasını önermiş, babası 'Hadi Ordan ! Salı ile Salih'in ne ilgisi var demişti.
Mayıs / Aralık 1911 annesinin sütü yetmedi. Babasının hekim arkadaşının önerisiyle Kargacak Köyü'nden Kezban Teyze'ye keçi sütü ısmarlandı. Mehmet Rıfat keçi sütüyle beslenmeye başladı. Annesi ona kızınca "N'olacak , keçi sütü ile beslenmiş , onun için keçi inadı var onda " derdi.
Eylül 1917 Cide'de ilkokula başladı. Öğretmeni Hilmi Bey (Erdem) idi. Mütareke yıllarında İngilizlerin Kuleli'yi, Harbiye'yi kapatması üzerine İstanbul'dan ayrılmış, babasının şube reisi olduğu Cide'ye gelmiş asker kökenli bir öğretmendi. Kısa sürede birinci sınıfı geçti. Sınıfın birincisiydi. Altı saat yürüyerek okula gelen çarıklarını kapının önünde sıyırıp, sınıflara çıplak ayaklarla giren bir çok sınıf arkadaşı vardı.
9 Eylül 1922 Yunanlıların denize döküldüğü gün Cide'de çarşı ortasında kurulmuş defnelerle donatılmış sayvanda "Ey Halk Yaşa, Ey Sevgili Millet Yaşa, Varol " diye seslendi.
Temmuz 1923 yaz mevsimini Samsun'da ağabeyinin yanında geçiren Ilgaz, Sebat Kitabevi'nden 'Cesur Gemici' kitabını aldı ve bu kitaptan esinlenerek "Rahime Kaptan" romanını yazmaya kalktı. Onun cesur gemicisi erkek değil kadın olacaktı. Cideli Rahime Kaptan... Rahime Kaptan'ı bir gün ayna kıç takasında görmüştü. Başına laz başlığı bağlamış, kara kaytanlı cepkenine yakışsın diye bir de zıpka giymişti. Ayaklarında da çapulalar vardı. Başka bir gün onu kucağında mavzerle de görmüştü.
Ekim 1923 Terme'de ilkokulun altıncı sınıfına başladı. Sonra sıtmaya yakalandı. Cumhuriyetin İlanı'nın top seslerini yatağında duydu. Bu yatış üç ay sürdü.1924 ortaokulu ablasının yanında okumak için Terme'den Kastamonu'ya geldi. Kitaplar alıp okuyordu. Bir yandan da ikinci roman denemesine girişmiş, "Hırsızı Beşiktaş'tan tramvaya bindirip , Üsküdar'da indirmişti"
1926 Babası Hüseyin Vehbi Bey'den bir mektup aldı.Hüseyin Vehbi Bey şöyle diyordu;
"Oğlum, ben senin mühendis, doktor olmanı düşünüyordum. Sen kalktın şair oldun, yazar oldun. Ne istersen ol karışmam; ama neyi iyi yapacağına aklın yatıyorsa onu yap. İstersen zurnacı ol; ama zurnayı en iyi biçimde sen çal!..."
1926 TBMM'nin açtığı İstiklal Marşı Yarışması'na bir şiirle katıldı. Bir süre sonra arkadaşı Hilmi cebinden bir zarf çıkararak uzattı. Milli Eğitim Bakanlığı'ndan geliyordu. Bakanlık teşekkür ediyor, bu yolda devam etmesi istenerek başarı diliyorlardı.
6 Temmuz 1927 Rıza Tevfik'in "Kabr-i Fikret-i Ziyaret" şiirinden etkilendi. Oturdukları Kastamonu'nun Aycılar Mahallesi'nde bir mezarlık vardı. Mezarlığın üst yanındaki tümseğe oturdu, bu şiiri okudu. Hayalinden bir sevgili yarattı. Sonra ölmüş bu mezarlığa gömülmüş olduğunu varsaydı. Sevgilimin Mezarında isimli şiiri yazdı.
Issız yollar içinde düşünceyle gezerken
İçimdeki sızıyı bu yolla da sezerken
Dimağımı mazinin hatırasında ezerken
O harap mezarınla yine mi karşılaştım
Üstündeki topraklar yoğrulmuş külçeleşmiş
Zamanın pençeleri yer yer çukurlar eşmiş
Yoksa beni arayan nazarların mı deymiş
Yine sükut bulmayan denizler gibi taştım
Mezarını kaplayan bu çiçekler ne solgun
Üstündeki benekler gözlerinden de dolgun
Yaşadığın son günler hayatım kadar olgun
Bu coşkun yaşayışa sen öleli alıştım
Her gece uğraştığım hayal senindir ey kız
Kalbimde parlamadı başka aşk, başka yıldız
Söyle mezarcığında kalbim kadar mı ıssız
Ölüm kadar mı basit... mabet kadar mı sessiz
27 Temmuz 1927 yayınlanan ilk şiiri "Sevgilimin Mezarında" oldu. Bu şiir Kastamonu'da yayınlanan Nazikter Gazetesi'nin aynı tarihli sayısında çıktı. Çalçene ve Açıksöz gazetelerinde mizah hikayeleri basıldı.
Mayıs / Haziran 1930, Kastamonu Öğretmen Okulu'nu bitirdi. 1931'de Gerede Misak-ı Milli ilkokulu'nda çalıştı. 1934 yılında başladığı askerlik görevi on dört ay sürdü. Terhisinde Akçakoca'daki eski görev yaptığı okuluna döndü. Aynı yıl "ILGAZ" soyadını aldı. Soyadı almayana maaş verilmeyeceğinin söylenmesi üzerine Tosya'daki ağabeyine ulaşmak istedi ise de ile iletişim sağlayamadı. O zamana kadar nüfus teskeresinde 'Paçacıoğlu diğer mahdumu Mehmet Rıfat' yazılıydı. Öğretmenliğini, sanatını, edebiyatını Kastamonu'da kazandığı için Kastamonu'yu simgeleyen bir soyadı bulmak zorundaydı. Böyle olunca da 'ILGAZ' soyadını seçti.
Ekim 1938, Tüberkülozunun ilerlemesi üzerine İstanbul'a gitti. Yakacık Sanatoryumuna yattı. 1940 Edebiyat Fakültesi Felsefe bölümünde okumaya başladı. Burada Hasan Tanrıkut, Salah Birsel ve Sabahattin Kudret AKSAL ile tanıştı. 1943, ilk kitabı Yarenlik'i Sebat Matbaasında çalışan dizgici Avadis Aleksanyan'ın yardımıyla kendisi bastırdı.
İkinci Dünya Savaşı başladı. Sıkıntılı yıllar. Şiirleri de buna paralel gitti. 1940 toplumcu/gerçekçi kuşağın oluşmasında savaşın büyük etkisi oldu. Şubat 1944 Sıkıyönetim kararı ile Sınıf adlı şiir kitabı toplatıldı. 4 eylül 1945 Heybeliada Sanatoryumunda yeniden tedavi görmeye başladı. Hem yatarak tedavi görüyor hem de çalışıyordu. Şiirin yanında düz yazı ile uğraşıyordu. Hem de tutukluydu. Oğlu Aydın ILGAZ şunları söyledi o günler için.
"Behçet Necatigil ile birlikte Heybeliada Sanatoryumuna babamı ziyarete gittik Ne o! Babamı ayaklarından zincirle beyaz borudan yapılmış karyolaya bağlamışlardı. Demek benim babam odadan bile kaçmaması gereken önemli bir adamdı..."
1937'den 1946'ya kadar Çığır, Oluş, Yücel, Hamle, Varlık, Yürüyüş, Pınar, Ant, Yurt, Dünya, Ses ve Gün dergilerinde yazdı.
14 Mayıs 1946 Aziz Nesin'le birlikte "Marko Paşa" isimli mizah gazetesi çıkardı. Eylül 1948 Yaşadıkça isimli şiir kitabı Bakanlar Kurulu kararıyla toplatıldı. 1951-1953 yıllarında Beraber ve Yeryüzü dergilerinde göründü. Ocak 1953 Devam adlı şiir kitabını kendi olanaklarıyla bastırdı. 1954 Üsküdar'da Sabah Oldu adındaki şiir kitabının ilk baskısı Tan yayınlarından çıktı. 23 Şubat 1956 İlhan Selçuk yönetimindeki haftalık Dolmuş mizah gazetesinin yazı kadrosuna katıldı. İlk yazısı sekizinci sayıda yayınlanan 'Aslan Payı' adlı öyküsüdür. Bu gazetede değişik isimlerle mizahsal yazılar yayınladı.
Mayıs 1957 Hababam Sınıfı yazılarının bir bölümünü bir kitapta topladı. Kitap olarak derleme önerisi İlhan Selçuk'tan geldi. Turhan Selçuk kapak çizdi. Ilgaz adını koymak istemedi. Dergide ki gibi yazarı 'Stepne' yazıldı. O, Rıfat Ilgaz adının şair olarak anılmasını istiyordu. Kitap beş bin sattı. 1959 Gar Yayınları'nı arkadaşı Süavi ile birlikte kurdu. Aynı yıl içinde Gar Yayınları Mizah serisinin birinci kitabı olarak 'Bizim Koğuş' yayınlandı.
20 Mayıs 1960 bir başka kente sürgüne gönderileceğini öğrendi. Nereye gitmek istediği soruldu. Adapazarı'nı tercih etti. 27 Mayıs 1960, o sabah sürgüne gönderilecekti. 27 Mayıs nedeniyle sürgünden kurtuldu. ( Alıp götürülmek 12 Eylül'e kaldı) Yazın yaşamında bazı değişiklikler oldu. Toplumda az çok açılım başladı. Basında ve çevrede kendisine gösterilen ilgi arttı. Bazı dergi ve gazeteler yazara sayfalarını açtı.
1965 Karamürsel'de üçüncü sınıf bir otelin odasında Hababam Sınıfı romanını piyese dönüştürdü. Daktilosu olmadığı için bir köy katibi ile dilekçe fiyatı üzerinden anlaştı. Yazıları okumadan Ulvi URAZ'a verdi. Yirmi beş gün provadan sonra Küçük Sahne'de üç ay aralıksız kapalı gişe oynadı. Oyuncular şöyleydi; Ulvi Uraz, Ahmet Gülhan, Zihni Küçümen, Suzan Ustan, Ercan Yazgan, Zeki Alasya, Metin Akpınar, Abdullah Şahin...
1966 Orhan Günşiray ile Atıf Yılmaz'ın sahibi olduğu Yerli Film Yapımevi "Hababam Sınıfı"nın çekim hakkını satın aldı. Ancak; sansür engelini aşamadı.
Eylül 1968 Asya-Afrika Yazarlar Birliği'nin üyesi olarak Özbekistan'ın Taşkent kentinde düzenlenen toplantıya Oktay Akbal ile birlikte katıldı. On gün kadar orada konuk olarak kaldı. Moskova Yazarlar Birliğinin bir toplantısına katıldı. Bir konuşma yaptı. Türkolog Radi Fiş çevirdikten sonra Aydın mısın isimli şiirini Türkçe okudu. Çok alkış aldı. Radi Fiş yıllar sonra 19.12.1991'de Kastamonu'da aynı şiiri Rusça olarak okudu. Ekim 1968 Sofya'da Şairler Bayramı'na katıldı.
1969 Hababam Sınıfı İstanbul Tiyatrosu'nda sahnelendi. 1974 Karartma Geceleri adlı ve 1944'deki anılarını içeren romanı yayınlandı. 1974 Ertem Eğilmez Hababam Sınıfı'nın senaryosunu sansürden geçirdi. Eğilmez yapıtın toplumsal içeriğini ve sınıfsal etkinliğini geri plana itip öyküyü eğlencelik bir komediye dönüştürdükten sonra çekim izni çıkarabildi. 1974'deki ilk filmi görülmemiş gişe başarısı sağladı. Bunun üzerine altı film daha yapıldı. Hababam Sınıfı, Hababam Sınıfı Sınıfta Kaldı, Hababam Sınıfı Uyanıyor, Hababam Sınıfı Tatilde, Hababam Sınıfı Güle Güle, Hababam Sınıfı Dokuz Doğuruyor.
31 Mayıs 1981 gözaltında Kastamonu'ya getirildi ve sorgulandı. Muayene edildi hasta tanısı konuldu. Daday Ballıdağ Göğüs Hastalıkları Sanatoryumu'na yatırıldı. 29 Haziran 1981 gözaltı kaldırıldı. 2 Ağustos 1981 Ballıdağ Sanatoryumu'ndan çıktı. Sanatoryum borcunu ödeyecek parası yoktu.
"Makbuz düzenlendi. Ağzından bir dilekçe yazıldı. Makbuz ya da fatura yerine geçecekti. Kalemi çıkardı. İmzaladı. Müdür, "İmza yetmez" dedi. "Parmak basacaksınız." "Nasıl olur?" dedi; "Parmak, okuma yazma bilmeyenler için. Ben ayrıca yazar olarak tanınırım. Ayıp kaçmaz mı? " dedi.
6 Aralık 1982 İstanbul Şan Müzikholünde 55. Sanat ve 70. yaş günü kutlandı. 1982 Yıldız Karayel romanıyla Orhan Kemal Roman Armağanı'nı ve Madaralı Roman Ödülü'nü aldı. 1983 Kulağımız Kirişte adlı şiir kitabının birinci basımı Çınar Yayınları tarafından yapıldı. Kasım 1983 Sosyal Kadınlar Partisi ile Çalış Osman Çiftlik Senin adlı öyküleri yayınlandı. Tüyap Kitap Fuarının ikincisine arkadaşları ile birlikte katıldı. 1984'te adına ödül konup verilmeye başlandı. 1987 Ocak Katırı Alagöz kitabıyla Ömer Faruk Toprak Şiir Ödülü'nü aldı. 1990 Karartma Geceleri romanının Yusuf Kurşenli tarafından senaryosu yazıldı. Filme alındı. Film sansür kuruluna takıldı. Üst Kurul kararıyla gösterime girdi. 9. Uluslararası İstanbul Film Festivalinde en iyi Türk Filmi seçildi. Antalya Şenliğinde ikinci film, halk jürisi tarafından birinci film seçildi. Yunus Nadi Ödülleri yarışmasında en iyi film ödülü aldı. Kültür Bakanlığı'nca yılın en iyi on filmi arasında gösterildi. İspanya Saint Sebastian Film Yarışması'nda Jüri En İyi Film Ödülü aldı 1992. Venedik film festivaline girdi.
2 Mayıs 1991 Kastamonu Belediye Encümeni'nce adı, öğrenci olarak oturduğu Gırçeşme Mahallesi'nin Karaağaçlık sokağına verildi. "Rıfat Ilgaz Sokak " levhası Ilgaz'ın da katıldığı bir törenle yerine çakıldı. Mikrofon Ilgaz'a uzatıldı.
"Şöyle, kasılalım biraz artık; bir sokak sahibi olarak… Bir dikili çöpüm yok.. Evim köyüm yok; ama artık bir sokağım var. Mülkiyet duygusu güzel şeymiş." Bu sokak, Sazını Çalana şiirini yazdığı evin bulunduğu sokaktı. Ev ise çoktan yıkılmıştı.
19 Kasım 1991 son şiirini kaleme aldı.
Elim eline değsin,
Isıtayım üşüdüyse,
Boşa gitmesin son sıcaklığım!
6 Ekim 1993 Kültür Bakanlığı tarafından Bakırköy Kütüphanesi'ne Rıfat Ilgaz adı verildi. 24 Haziran 1993 Bartın'a geldi. Azim Kitabevinde imzaya katıldı. Rahatsızlandı. Otele çekildi. Millet Bahçesinde söyleşiye çıktı. Bu etkinlikler son imzası ve son söyleşisi oldu. 30 Haziran 1993 Bartın Gazetesine yolladığı Tüsiad Hükümeti başlıklı yazı yaşamında yayınlanan son yazı oldu.
7 Temmuz 1993 sabah saat 04.40'ta bakıcı kadın Hatice Hanım'ı uyandırdı. "Çay Yap Bana" dedi. Hatice Hanım mutfaktan dönmeden 05.00'da 83 yıllık yüreği durdu. Kızı Yıldız tarafından Haydarpaşa Hastanesi morguna kaldırıldı. Akciğer Embolisi'nden öldüğü açıklandı. 8 Temmuz günü Zincirlikuyu mezarlığında toprağa verildi.
Önce heceyle bireysel ve romantik şiirler yayımlayan Ilgaz sonra toplumsal, gerçekçi ürünler vermeye yöneldi. Ölçüye, uyağa, imgeye, süse sırt çevirerek açık, yalın, akıcı bir anlatım ve arada bir ince alayla hem kendinin hem de halktan kişilerin acı yaşantılarını dile getirdi.
Yarenlik, Sınıf, Yaşadıkça, Devam, Üsküdar'da Sabah Oldu, Soluk Soluğa, Karakılçık, Uzak Değil, Güvercinim Uyur mu, Kulağımız Kirişte, Ocak Katırı Alagöz (Şiir), Karadeniz'in Kıyıcığında, Karartma Geceleri, Sarı Yazma, Yıldız Karayel (Roman), Hababam Sınıfı, Hababam Sınıfı Sınıfta Kaldı (Oyun), Altın Ekicisi, Palavra, Tuh Sana, Çatal Matal Kaç Çatal, Bunadı Bu Adam, Radarın Anahtarı, Don Kişot İstanbul'da, Kesmeli Bunları, Nerde O Eski Usturalar, Saksağanın Kuyruğu, Şevket Ustanın Kedisi, Geçmişe Mazi, Garibin Horozu, Keş, Al Atını, Rüşvetin Alamancası, Sosyal Kadınlar Partisi, Çalış Osman Çiftlik Senin (Öykü), Nerede Kalmıştık, Cart Curt ( Fıkra), Yokuş Yukarı, Kırk Yıl Önce Kırk Yıl Sonra (Anı) başlıca yapıtlarıdır.
Okuyucularımızı, Büyük Usta'nın birkaç şiiri ile baş başa bırakıyorum. Boşa gitmemiş olsun onun son sıcaklığı.
BAROK SARISI
Poyraza dönük bir yamacında Gideros'un
Görmüş geçirmiş bir barok çalısı kar altında,
Karayelde dal dal titreşir durur
Çağların derinliğinde kökleri
Düşünür geçmişini-yalnız değildir-
Kalyon kalyon uygarlıklar geçer önünden,
Allı pullu bandıralar yansır sulara,
Venedikli kadırgalar,Ceneviz barkaları
Ambarları altın gümüş baharat
Pontus Korsanları Pupa yelken...
Tüm çağlar sayfa sayfa benliğindedir.
Şimdi bir temmuz güneşidir özlediği,
Temmuz güneşinde alev alev bir sarı,
Bir sarı ki uzak adalardan kaçırılma,
Serçelerle dal uçlarında cıvıldaşan
Böyle bir sarıdır özlemini çektiği...
Gideros kıyılarında yoksul bir barok çalısı
Günü geldi mi mutlu bir barok çiçeğidir
Bağnaz martıların çığlıklarında
Düşer sarıların en ateşlisi yüreğine
Orda sarıların en yiğitiyle birleşir.
Şu durmadan değişen evrende
Ölümsüz bir yaratı bırakmak değil mi amacımız,
Sözgelişi kalıcı bir ürün?
Barok sarısı mı yaratmak istediğimiz,
Gideros'lu bir kadının tutkusuyla en azdan
Bir sarı yazmada sürdürebilmeliyiz.
Rıfat ILGAZ
BİLMEYECEKLER
Geride kalanlara ne bırakacağım,
Çocuklarıma,
Onlarında çocuklarına ?
Olsa olsa
Karadeniz'den payıma düşeni...
Beş on evlek yer gökyüzünden.
Ne vermek istedimse sağlığımda,
Ne veremedimse ,
Gizlenip kaçışlardan.
Biliyorum bu yüzden
Yokluğumu çekmeyecekler,
Hep yaşıyormuşum gibi gelecek onlara
Biraz ötelerde,uzaklarda.
Babamız diyecekler dedemiz,
Dur durak bilmezdi,
Dert nedir tasa nedir bilmezdi...
Neyi bildiğimi bilmeyecekler.
Rıfat ILGAZ
GİDİŞİNİ ANLATIYORUM
Sen gidiyorsun ya işine yetişmek için
Saçlarını,gözlerini , ellerini
Neyin varsa toplayıp gidiyorsun ya
Her seferinde bir şey unutuyorsun sıcak
Termometrede yükselen çizgi çizgi
Kim bilir nerelerde soğuyorsun
Senin gözbebeklerin var ya kadın kadın gülen
İnsan insan bakan gözbebeklerin
Beni tutsa tutsa gözlerin tutar ayakta
Beni yıksa yıksa gözlerin yerle bir eder
Ne gelirse ondan gelir bana
Çalışma gücü yaşama direnci
Mutluluk gibi kazanılması zor
Mutluluk gibi yitirilmesi kolay
Bir açarsın ki mutluyum
Bir kaparsın her şey elimden gitmiş
Rıfat ILGAZ
______________________________________________
KAYNAKLAR
1 . Ilgaz, Aydın (2002), Rıfat ILGAZ Bütün Şiirleri, İstanbul, Çınar Yayınları
2 . Birkiye, Atilla (2001),Yirminci Yüzyıl Türk Edebiyatından Seçmeler, Antoloji, Aralık Yayınları
3 . Bezirci Asım ve Özer Kemal (2002), Dünden Bugüne Türk Şiiri , Yeni Şiir 1940-1960 , İstanbul, Evrensel Basım Yayın
|